Oğuz Atay İçin Başlık Bulamamak

“Çoğunlukta değiliz. Ezilebiliriz. Biz… Biz demeye hakkım var mı dersin?”

Oğuz Atay hep yeni yetme bir yazar olarak sürdürmüştür hayatını. Bu nedenle asla “bir şeyi” anlatmaya odaklanamadı, bu sayede de birçok şey anlattı. En büyük sıkıntısının yalnızlığı olduğunu söylerken bile acaba ondan kurtulması mı yoksa ona tutunması mı gerektiğine karar veremiyordu. Oluşturduğu karakterler son derece basit ve kurguya girişleriyle hayret ettiren yavanlıkta. Lakin bir kez girdikleri zaman, bir kez ellerine “tırnak” işaretini geçirdiklerinde sanki çoktandır o cümleleri kurmak istiyorlarmış gibi ardı ardına, hazır kıta, vura vura konuşuyorlar. Oğuz Atay suskunluk adamı değildi, o bir anlatıcıydı. İşte bu yüzden Oğuz Atay’ı sık sık hatırıma getiririm.

Kainatın en büyük sorunu, zaman. Yani zamanın var olması. Zamanla her şey ama her şey eskir, bozulur, sıkar. Zamanla yaşamanın ta kendisi de sıkmaya başlar. Tutunamayanlar’ın neredeyse her dakikasını hatırlayabiliyorum. “Şu sayfada ne diyordu Esat?” diye sorarsanız cevabını beklemeden alırsınız. Ama intihar eden Selim miydi yoksa Turgut muydu derseniz cevap veremem. Gerçekten bilmiyorum. Bu benim adi hafızamın yetersizliği mi yoksa kitabın başında söylenen apaçık durumun sırlı bir sona gidişi mi? “Sonra karşı yönden bir tren geldi; istasyona girdi. Yolcular ve Turgut trenin arkasında kayboldular.”

Oğuz Atay “geçmek bilmeyen ve geçtikçe yoran zaman” parodisini diyaloglarla işlemiş bir yazar. Orta yaşlarına dek biriktirdiği 100-150 sayfayı hemencecik yazmıştır. Ancak burada tıkanır ve bir yenilik arar. Eğer çoğu yazar gibi 100-150 sayfa ile yetinseydi ne Olric olurdu, ne ontolojik çıkarımlar. Bir yazarın eserini okurken onu ne şartlar altında oluşturduğunu da hesaba katmak gerekir. Tıkanmak Oğuz Atay’ın başına gelen en iyi şeydi. Böylece Turgut’a yeni yol arkadaşları yarattı. Süleyman gitti, Esat geldi, kadın gitti, karısı geldi, Hegel’e yeni bir özgeçmiş uydurdu. Evet, Hegel!

Tutunamayanlar’ın 175. Sayfasından itibaren Hegel’in çok düşündüğü ve çok düşünmekten beyin kanaması geçirerek öldüğü yalanı veya alternatif hayatı işlenir. Garip bir şekilde Oğuz Atay da beyin kanamasından ölmüştür, üstelik çok düşündüğü de bir gerçek. Kendisi hakkında ne denilebilir bilmiyorum. Kişiliği ile çok büyük farklılıklar yaratmaz. Varlığıyla ise 20. yüzyıl Türkçe Edebiyatını bir daha asla eskisi gibi olamayacak şekilde değiştirmiştir. Kendisiyle birçok konuda örtüşen Yusuf Atılgan’dan daha korkak ve az sosyolojikken daha derin ve daha melankoliktir. Yazım biçiminde sıkça yeni tarzlarla karşılaşılırken diyaloglar arasında durum anlatımını hiç değiştirmeden devam ettirir. Gidişatın öngörülmez hale gelmesiyle yeni bir karakter ortaya çıkarır. Hiçbiri, ama hiçbiri kitabın sonuna dek var olmaz. Böylece tutunamayanlara tutunulamayacağı gizliden gizliye anlatılır.

Diğer en sevdiğim eseri, Eski Demiryolu Hikayecileri. Özellikle yazanların ve yazarların halini merak eden okuyucuların mutlaka dinlemeleri gereken bir hikaye. Okumaları demiyorum, dinlemeleri gereken bir hikaye. Eğer imkanınız varsa, sizi kırmayacak bir dostunuzdan akşam ve sessiz vakitlerde hikayeyi okumasını rica edin. Dev kitap Tutunamayanlar’ın ne içsel şartlar altında yazıldığını daha iyi kavrayabileceksiniz.

Şahsen ölümsüz ve yok edilemez olsaydılar dünyayı iyi bir yer yapacağına inandığım üç insan var. Bunlardan biri Oğuz Atay, öteki Nietzsche, diğeri ise Franz Kafka. Bu üçü birbirlerinin eksiklerini daima kapayan dostlar gibiler. Oğuz Atay size kendinizi anlatır. Nietzsche karşınızdakileri. Franz Kafka ise yanınızdakileri. Okumaya kendinizden başlayın. Göreceksiniz ki karşınızdakiler çoktan size sırtını dönmüş, yanınızdakiler ise çok uzaktalar.

5 (100%) 3 Oy