Küheylan tiyatro oyunu

Daima kendi içinizdeki insanın hikayesine rastlayacağınız, hele ki siyasi tabanda az gelişmiş bir ülkenin fakir mirasına varis iseniz bu minvalde mükemmel denecek teatral ve izlediğiniz 100 sinema filminden gayet ileri bir tiyatro oyunu “KÜHEYLAN

Peter Shaffer’in yazdığı orijinal adı “Equus” olan Küheylan, Türkiye’de ilk kez Cüneyt Gökçer rejisiyle 1974 yılında seyirciyle buluşmuştur. Alan Strange rolünü ise 16 yaşında olan M.Ali Erbil üstlenmiştir nitekim aynı sene Yılın En İyi Oyuncusu seçilmiştir. 1974’ten beri lezzetli bir yemek gibi Türkiye tiyatrolarının damağında tat bırakmış olan Küheylan oyununun Alan Strang’ini; son zamanlarda karşımıza Fetih 1453 filminde II. Mehmet (Fatih Sultan Mehmet) rolüyle adını aklımıza mıh gibi kazımış olan Devrim Evin üstlenmektedir. Yani oyuna gitmek için ekstra sebepler mevcut.

Oyunun ilk 15 dakikası oyuna daha önce aşinalığı olmayan ve text’i okumamış olmanın verdiği oyunu anlama ve kurgunun içine girme olarak geçiliyor. 15 dakikanın ardından ise, genç Alan karakterinin yaşadığı psikolojik sorunlardan ve 6 atı kör etmesinden ötürü dava dosyası olduğu Savcı tarafından işini iyi yaptığını düşündüğü Psikoloğa devredildiğini anlayabiliyorsunuz. Yalnız olay bu kadar basit ve hissiz değil. Alan Strange karakterinin babası, ateist ve sosyalist. Annesi ise, dindar ve bu konuda saplantılı bir karakter. Düşünebileceğimiz üzere, babası kapitalizm izin verdiği sürece ateist ve yine kapitalizmin verdiği izin kadar dindardır annesi. İnancın ve inançsızlığın tartışmasının hengamesinde büyüyen Alan, anne baba sevgisi tadan bir çocuk olarak büyümek yerine kendine daima sığınacak alan arayıp varoluşsal sancı çekmiştir. Freudyen bir dille söylemek gerekir ki Alan, cinsiyeti erkek ve cinsel yönelimi kadın olduğu için annesine daha yakındır ve ona sığınmayı etrafında daima bilgelik taslayıp doğruda durmakta çabalarken yanlışlar ordusuna miralay olmuş bir babaya yeğlemiştir. Bireyin cinsel hayatının duzenliligi konusunu bebekliğinden başladığını ele alırsak cinsel hayatı düzenli olmayan hatta hiç olmayan bir ailede büyümüş bir çocuğun cinselliğe vereceği ilk tepkinin aynısını dine,sevgiye,aşka vb bireyin hayatını yönlendiren konulara da verebileceğini bilmemiz gerek böyle bir ailede erkek bireye en yakın ebeveyn ferdi annedir.  Annesini kendine daha yakın bulduğundan mütevellit annesinin ona anlattığı dini hikayelerden ötürü; kendi harçlıklarıyla satın aldığı İsa Mesih portresini odasının en güzel yerine koymuştur. Fakat dini hayal gücü yüksek olan Alan, her an her şeye inanabilecek kadar küçük bir çocuktur. Babası ise bu duruma karşı gelmiş ve İsanin portresini odadan kaldırmıştır İsa Mesih portresini kaldırılmasından ötürü sığınacak limanının elinden alınmasına tepki gösterip daima hırçınlaşan Alan, odasına giren At portresinden sonra sakinleşmeye başlar.  Kumsalda at ile gezen gençten bir delikanlının onu atın üzerine bindirmesi ve anne ve babasının buna anlaşılmayacak bir biçimde tepki göstermesiyle beraber durumlar baş göstermeye başlar. Aile fertleri kendi doğrularından ötürü (ki her birinin doğrusu kendi aralarında çakışır) sanki tanrı tarafından onlara zimmetlenmiş olan çocuğa farklı konular farklı bilgiler ile empoze edilir. Mutlak doğrunun varlığını kimsenin kabul etmediği bu asırda fakat herkesin söz geçirdiği birine odaklanıp ona sözde kendi doğrusunu enjekte etmesine saygı duymamızı isteyen bir sistemin, daha 17’sinde inanma-sığınma ihtiyacına karşılık bir At’a inanmasına neden olup, oyunu izlerken At’a aşık olduğunu dahi düşündürtebilir seyirciyi. Çünkü; Alan karakteri, bizlerin hayatının her zaman bir bölümde yaşadığı fakat asla dile getiremediği bir bireydir, aslında Alan bizdir. Bu sebeple oyun çıkışı, herkes kendini bir köşeye atıp “kültürlüyüm bu yüzden tiyatroya gidiyorum” demesi yerine, önceki hayatını bir süzgeçten geçirip daha önce Tanrı’ya dua etmekten başka bir şey yapmamış insana dahi “Az gelişmiş ülkenin fakir mirasını reddediyorum, modernite’nin henüz uğramadığı şehirde modernite’ye kurban olmayacağım” dedirtiyor. . Psikanaliz kuramcılarından biri olan Carl Jung’a göre;

“At, insanın içindeki hayvani tarafın bir parçasıdır… Kişinin içinde biriktirdiği ve harcayamadığı atık enerjisidir. Bu yüzden de yaşama yöneltilmiş libidoyu temsil etmektedir.”

Doğru şeyleri söyleyip yanlış bir hayat yaşayan ve yaşatan ateist bir baba ve yanlış şeyleri tekrarlayıp yanlışın yolunu kolaylaştıran bir anneyle büyümüş veya büyümekte olan bir çocuk daima onların yanlış yaşam tarzlarından etkilenir bu sebepledir ki; Alan, bir hayvandan ve bir kaç sosyolojik-psikolojik tanımlamaya konu olmaktan öteye gitmeyen bir hayvanı(At) sığınacak bir liman veya daha doğrusu Tanrısı olarak görür ve Buda’ya tapan insan nasıl ki ona kulluk ederse Alan da aynı şekilde At’a biat etmeye başlar.  Bu onun için normal bir davranıştır ki, normal olarak anlatılan her şeyin aslında anormal olduğunu görmek gözlerini açmıştır çünkü. Babasının annesine aynı şekilde annesininde babasına yetmediği gerçeğini babasıyla sinemada porno film izlerken babasıyla karşılaştığı vakit anlayan Alan, psikolog ile konuştuğu zaman bunu söyleme cesaretinin yanında aynı şekilde psikologun da karısına yetmediği gerçeğini söyleme cesaretini göstermiş ve asla eşine rastlanılmayacak bir olay yaşamıştır. Psikolog ona yani hastasına tokat atmıştır bunu duyduktan sonra. Tam da burada, Küheylanın sırrı çözülme aşamasına gelmiş bulunuyor. Yani bağıra bağıra anlatılmak istenen şey bir anda yanı başımızda oturup bizden sigara isteyen ukala bir çocuğa dönüşüyor. Aslında bizler, üzerine hiç düşünülmeden tamamıyla içgüdüsel (eşlerin bir birine kur dahi yapmasına gerek olmadığı) bir beş dakikanın kurbanlarıyız. Şanslı olduğumuz tek konu ise, mastürbasyonun son demlerinde tuvalet deliğini boylamamamız. Ne kadar şans olarak yorumlarsanız artık.  Yani bir beş dakika sonra yaşanılmış müthiş pişmanlığın ürünü olan varlığımızın bugün belirli statüler ile beraber göklere eriştiğini ve geçmişte-bugünde yaşadığımız her şeyin mükemmel olduğunu sunuyoruz hayatımıza dahil olanlara. Ta ki ukala ve bizden çok çok başka bir hayat yaşamakta olan Alan karakteri hayatımıza girene kadar. Alan hayatımıza dahil olduktan sonra anlarız ki; aslında utanılması ve dışlanmış olması gereken biziz, başkası değil. Herkes için oyunda vurucu bir nokta kendini gizlemektedir. Benim için oyunun en vurucu sahnesi ise, Alan’ın Atların gözünü kör etme sahnesidir. Çünkü herkes hayatının bir alanında kendini sürekli izleyen ve takip eden can sıkıcı tanrıdan uzaklaşmak istemiştir. Alan bunu en güzel şekilde yapıyor ve kendisini sürekli izlediğine inandığı tanrısını kör ediyordu. Müthiş bir sahneydi. 17 yaşında, bunu yapma cesaretini gösteren müthiş bir karakter. Bence herkes o an kör etmek istemiştir hayatını daima izleyenleri.  Ailesinin suçlarını günahlarını doğrularını yanlışlarını sırtında taşımak zorunda bırakılan ve baskılar altında ezilmiş yalnız bırakılmış küçük bir çocuk, yapması gereken en iyi şeyi yapıyor her konuda.  Sahi hangimiz o çocuk olmadık? Hangimiz ezilmedik baskılar altında? Hangimiz eğer bir tanrı varsa ona şimdi kavuşmak istemedik? Alan asla pısırık ve şımarık bir çocuk olmadı bizim gibi. Alan, bizim içimizde ki asi karakteri bize yeniden kazandırdı.

Olayın günümüzdeki etkisi ve gerçekliği ise, günümüzde dahi bu tip aile hikayelerinin mevcut olması ve çocukların yaşadığı sığınma isteği içgüdüsü çocuğun aileden ve onların değerlerinden yapabildiği kadar sıyrılıp yeni değerler peşinden koşup yeterli seviyede yeterli değer bulamadıktan sonra intihara kadar süren bir sürece, sürüklemesidir çocuğu.  Alan karakteri bize intihara kadar olan süreçte bireyin neler yaşadığını, psikolojik ve biyolojik problemlerini gösteriyor. Henüz 17’sinde bir çocuğun zihninin derinliklerini bize anlatması bizim pekte sonuçlarını kabulleneceğimiz bir durum değildir çünkü suçlu biz oluruz. Kimse suçlu olduğunu kabul etmez fakat kimse suçlu olmadığına dair bir kanıt sunamaz size, suçunu başkasına yüklemekten başka.

Her karakterin ve Küheylanın hayatımızda ekmek ve su gibi yer edip yol gösterici olması ümidi ile sizleri sosyo-kulturelligi ve popülaritesi günümüz siyaseti ile ne yazık ki pek fazla olmayacak olan ama öz olan izleyicisi ile dahi büyük işler yapan ve yapacak olan izlemenizi can-ı gönülden istediğim  Küheylan ile bırakıyorum. Sevgiler, Saygılar.

Şunu da ekleyeyim eğer karakterlere birer şarkı ithaf etme gibi bir lüksüm olsaydı şarkılar-müzikler şu şekilde olurdu;

Alan;  Soundtrack “La Migliore Offerta” – (Volti E Fantasmi Yüzler ve Hayaletler)

Baba; Ahmet Kaya- Entel Maganda

Anne; Yeshua (İbranice İlahi)

Psikolog; Asturias – Isaac Albeniz

Savcı; Nuria Rial “La dama d’Aragó

Ahır işini bulan kadın; Chopin – Spring Waltz

Oyunun geneline ise; Mozart – Requiem

 

5 (100%) 40 Oy