Kırmızı Mürekkep (tiyatro oyunu)

KIRMIZI MÜREKKEP

Olay 21. Yüzyılın sonlarına doğru, takriben 2097 yılının son aylarına denk gelmektedir. Değişen dünya düzeni, geçmişte yaşanan mühim bir olayın tesir etmesiyle değil, tamamen gelişigüzel bir şekilde ilerlemiştir. Tahminen 2000’li yılların başlarında filizlenen kitlelerin (ve bireylerin) psikolojik buhranları, insanları birçok gelişmeden alıkoymuş ve bu değişimin gelişigüzel olmasına sebep olmuştur. Bu değişim, az da olsa düşünce yapısını ve dolayısıyla toplumsal farklılıkları da beraberinde getirmiş,  daha açık bir ifadeyle insanları tek bir kıtada üç ayrı güruh halinde yaşamaya sürüklemiştir.

HULTA: Eski dilde, şirketler anlamına gelen bu güruh; yenidünyanın ticaretiyle sorumludur. Her hulta, bir diğer hultayla rekabet halindedir ve ulaşmak istediği pazar alanı ise berisalardır. Hultaların bu kitleye ulaşmak için yapmayacağı şey yoktur.

BERİSA: Eski dilde, halk anlamına gelen bu güruh; yenidünyanın tüketicileridir. Berisalı her birey en iyi yaşam koşullarını kovalar.

BUKTA: Eski dilde, dağınık topluluk anlamına gelen bu güruh; bu anlamın karşılığını tam anlamıyla vermektedir. Yıllar öncesinde (ve halen devem eden) hultaların idrake yönelik virüs saldırıları (eski dilde reklamları) bu güruhu bezdirmiş ve ormanlık bir alanda yaşamaya sürüklemiştir. İdrak virüslerine yönelik oldukça katı olan buktalar; tamamen doğal yollarla yaşamaya çalışan, modern dünyaya uzak ve bir hayli renkli bir topluluktur.

KİŞİLER

PAYANDA – (Buktalı saygıdeğer bir adam, 30 yaşında)

MUHADİ – (Ormanda yalnız başına gezinen garip bir adam, 45 yaşında)

SARA – (Payanda’nın kız kardeşi, 20 yaşında)

MADHEK – (Payanda’nın yakın arkadaşı, 27 yaşında)

(Berisalar, buktalar, gözcüler, askerler vs.)

1. PERDE

Sahne .1

(Buktalı iki gözcü sınırının yakınlarında nöbet tutarken çalıların derinliklerinden bir hışırtı duyulur ve adamın biri tökezleyerek aşağı doğru yuvarlanır)

1.GÖZCÜ: Kim var orada?

  1. GÖZCÜ: Kim olacak, soytarı kılıklı Madhek bu.

MADHEK: (üstünü silkeler) Laflarınıza dikkat edin bayım, birazdan duyacaklarınız… (iç çeker) daha önce aklınızın ucundan dahi geçmeyen, sefil ömrünüz boyunca eşi benzerine rastlayamayacağınız türden şeyler olacak.

2.GÖZCÜ: Tanrının kelamını mı getirdin soytarı? (kahkaha atar)

1.GÖZCÜ: (ciddiyetle) Siz ona aldırmayın bayım. Kendisi, alaycılıkla bilgeliği karıştırmış, ciddiyetsiz biridir. Söyleyin bana, nedir o eşi benzeri olmayan haber?

MADHEK: (gözlerini kısarak)Siz bayım, dürüst bir beyefendiye benziyorsunuz. Doğrusu, böyle bir göreve verilmiş olmanız hele ki (diğer nöbetçiyi işaret eder) böyle biriyle beraber çalışmanız büyük talihsizlik.

2.GÖZCÜ: (öfkelenir) Sadede gel soytarı!

MADHEK: (duymazlıktan gelir) Efendiler! (kollarını iki yana açar) Daha doğrusu sadece şu beyefendiler. Bu gün Sara ile birlikte gezinirken oldukça garip bir şeyle karşılaştık. Evet şaşırdınız? Koca ormanda ağaçtan ve müptezel buktalılardan başka ne görmüş olabiliriz ki?

1.GÖZCÜ: Esrarlı sözlerinize biraz ara verebilir misiniz?

MADHEK: (uzaklara dalar) Anlamıyorum baylar, anlamıyorum… Ne gördüğümüzü boş verin şimdilik. Bana şunun cevabını vermenizi istiyorum, ne bok yemeye gözcülük yapıyorsunuz siz? Neyi gözlüyorsunuz?

2.GÖZCÜ: Pekala, senin dilinden konuşalım ahmak herif. Neyi mi gözlüyoruz? Hultalı düzenbazları, niye mi bekliyoruz? Çünkü tehlikeliler.

MADHEK: Verdiğiniz her cevaba binlerce soru, ayrıca bir de sitemim var. Sorum şu; bu adamlar neden tehlikeli?

1.GÖZCÜ: Kafamızın içine giriyorlar bayım! Duymak istediğiniz bu mu? Altüst ediyorlar bizi.

2.GÖZCÜ: Bu herifte onlardan olmalı! Zihnimi allak bullak ediyor. Neye sitem ettin ulan sen? Neye!

MADHEK: (gülümser) Sakin olun lütfen. Amacım, sadece bu günkü sarsaklığınıza dikkat çekmekti. Sara’yla gezinirken yabancı birine rastladık. Belli ki sizin şahin gözlerinizden kurtulmuş.

2.GÖZCÜ: Bizi lafa tuttuğun sırada birini değil onlarcasını gözden kaçırmışızdır. Delirtecek bu adam beni!

1.GÖZCÜ: Nerede bu adam?

MADHEK: Kaybettik. Onu arıyordum bende.

2.GÖZCÜ: Defol!

(koşarak uzaklaşır.)

Sahne 2.

(Bultaların yaşadığı alanın ortasında kalabalık toplanır. Muhadi, kalabalığın ortasında oturmakta ve bir şeyler mırıldanmaktadır.)

KALABALIK: (nereden geldin? nereye gidersin? kim bu adam?  sesleri)

MUHADİ: (yerinden doğrulur ve kalabalık irkilir) Cevaplanması güç sorular, yıllardır bu soruların cevaplarını arar dururum.

KALABALIK: (sen bir şey anladın mı? yo hayır anlamadım sesleri)

PAYANDA: (gerilerden bağırır) Adam haklı, doğru soruları sormuyorsunuz. Üstelik bu aptal merakınız öldürecek sizleri.

KALABALIK: (‘o halde gel sen sor’ sesleri)

PAYANDA: (öne atılır) Zararsız birine benziyorsunuz; kir pas içinde bir yüz ve merak uyandıran gözler. Tehlikeli birinde olması gereken ne varsa sizde de onları görüyorum. Şimdi söyleyin bize, amacınız nedir?

MUHADİ: (kalabalığı süzer ve gülümser) Ne yazık ki, insanların kim olduğunu anlamak için yaptığımız tahminler art niyetten öteye gidemiyor. (parmağını savurur) İşte tam da bu yüzden kim olduğunu bildiğim insanlar yaratıyorum ben, kaderini şu güçsüz ellerle yazdığım yığınla insan.

KALABALIK: (ne diyor ulan bu? sesleri)

PAYANDA: Amacınızı sordum size!

(Madhek ve Sara ormanın içinden çıkagelir)

MADHEK: Panayıra çevirmişler ortalığı, ne oluyor orada?

SARA: Ağabeyimi görebiliyor musun?

MADHEK: (Muhadi’yi işaret eder) İşte o adam! Saatlerdir onu arıyoruz, inimize kadar girmiş, açılın ve bana bırakın bu namussuzu!

PAYANDA: (Madhek’i tutar) Önce ne olduğunu anlayalım. Görüyorsun ihtiyar, ağzından çıkan her kelime kaderini belirleyecek. Şimdi hemen söyle ya da…

MUHADİ: (duruşunu bozmaz) Yazmaktan söz ediyorum sizlere, amacım bu. Istırapla dolu hayatımı el yordamıyla katlanılabilir bir hale getiriyorum.

MADHEK: Daha açık konuş!

MUHADİ: (çantasından bir kalem çıkarır) İşte bununla her şeyi yazıyorum.

KALABALIK: (evet evet, kesinlikle bir hultalı olmalı bu sesleri)

MADHEK: (adamın boğazına sarılır) Bunu mu satacaksın bize üçkâğıtçı herif? Satın almamız için aklımızla mı eğleşeceksin!

MUHADİ: (Madhek’ten kurtulur, nefes almaya çalışır) Hayır aptallar hayır! Yıllar kör etmiş sizi ve bir ihtiyara nasıl davranılması gerektiğini unutmuşsunuz. (kalabalığa döner) Yoksulluktan kırılıyorsunuz burada. Sizlerden ne alabilirim ne! Bana ne verebilirsiniz, sefil hayatlarınızdan başka? Bahsettiğiniz hultalılarla bir alakam yok. Yalnız başına (öksürür) yaşayan bir adamım ben. Kahretsin! İyi şeyler umuyordum sizlerden.

SARA: (Muhadi’ye su verir) Madhek, bu yaptığına inanamıyorum!

PAYANDA: Biraz ileri gittin Madhek, bırakalım da lafını bitirsin.

MADHEK: (öfkeyle) Bu herifi dinlemeye tahammül edemeyeceğim. Gidiyorum ben.

KALABALIK: (nereye gidiyorsun? sesleri)

MADHEK: Size ne ulan?

PAYANDA: Hadi anlat ne anlatacaksan!

MUHADİ: (çantasından birkaç kağıt çıkarır ve Payanda’ya uzatır) İşte bunları yazıyorum ben, ve yazdığım her şeyi gizli bir şekilde berisalara ulaştırıyorum.

SARA: Neden böyle bir şey yapıyorsun?

MUHADİ: Yıllarca hultaların aklıma girmesine ve söküp atamadığım aptal düşünce virüslerine katlandım. Ama bir yere kadardı, buna daha fazla izin veremezdim. Ellerinden kurtulup ormanın derinliklerinde yaşamaya başladım. Tabi, eski alışkanlıklar peşimi bırakmadı. Daha doğrusu kahrolası ‘alışkanlık’ peşimi bırakmadı. Berisalı olduğum sıralarda başlamıştı bu alışmak meselesi. İyi bir müziğe alışmak, iyi bir hikayeye alışmak ve en kötüsü de iyi bir insana bile alışmak! Bunun ne demek olduğunu sizler de biliyorsunuz. (bağırarak) Sizlerden geriye ne bıraktılar söyler misiniz? Hiçbir şey! Koca bir hiçlik.

KALABALIK: (haklı, doğru söylüyor sesleri)

PAYANDA: Bu yüzden mi yazdığınız şeyleri onlara veriyorsunuz?

MUHADİ: (anlamsız bir kahkaha atar) Evet bayım, demin hultalı olduğumu söylediniz. Dolaylı yoldan bakacak olursak evet ben bir hultalı sayılırım. Tek farkım, kendime hizmet ediyor oluşumdur. Onların silahıyla, onların ulaşmak istediği berisalıları vuruyorum. Yazdığım şeyler bir çok berisalının uyuyan gözlerini açıyor ve taşkınlıklara sebep oluyor. Bu yüzden aranan bir adamım ben. Hultalıların işine çomak soktuğum için aranıyorum. Gidebilecek başka bir yerim kalmadığı için (nefesi kesilir, boğazını tutar) kalmadığı için buraya (yere yığılır.)

PAYANDA: (Sara’ya seslenir) Götürelim onu buradan.

(not: devam edecek)

4.3 (86.67%) 3 Oy