Kinizm Üzerine

Kinizm nedir?

 Kinizm ya da sinizm, Sokrates’in öğrencisi olan Antisthenes’in öğretisi. Anthisthenes, mutluluğa ancak erdemle ulaşılacağını ve bu erdemin de dünyevi hazları red etmekle mümkün olabileceğini (mülkiyet, aile, din v.b. değer ve yargıları reddederek) savunmuştur. Kinizme ün kazandıran asıl kişilik ise Anthisthenes’in öğrencisi Diyojen’dir.

Yunanca ‘köpeklik-köpeksilik’ anlamına gelen bu kavram; batı dillerinde, her şeye alay ederek bakan, överken bile iğneleyen, en ciddi konuları hafife alan kişilere yakıştırılırken; genel olarak alaycı, kötümser, hakim mülkiyet kültürüne ve muktedir ideolojiye karşı alınmış “bireysel devrimci” bir tavrı betimler.

Kinizm – Sinizm Ayrımı

Diyojen’in kinizmi, karamsarlığa, kötümserliğe dayanır gibi görünür, nitekim sinizm de buradan bayrağı devralır, kinizmi asıl derdinden farklı bir çizgiye sürükler. Bu noktadan sonra kinizmde hedef tahtasına oturtulur.

‘’Sinizm, Diyojen’in dünyaya karşı olan tutumunun dayandığı ahlaki zemini de dinamitler. Kendi kendini besleyen, kendi kendini gerçekleştiren bir umutsuzlukla, insana dair “tamamen çıkarcı, bencil, sadece kendini düşünen ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden, muazzam varoluşsal zaaflarla ve kötülüklerle donatılmış, hayvansal doğasının esiri olan, sahip olduğu bilinç sayesinde kötülüğü yaratma kapasitesi de sonsuza uzanan bir varlık” şeklindeki okumasıyla, her şeye karşı, her türlü insan pratiğine karşı alaycı bir kuşkuyla, aşağılar bir tavırla yaklaşır. “İnsandan bir bok olmaz, nitekim bu zamana kadar olmadı, olmasını düşünebilmemiz için hiçbir sebep yok, ileriye dair herhangi bir umut beslemek için hiçbir dayanak noktası yok, insan kötüdür ve kötü olarak kalacaktır, dolayısıyla yarattığı bütün toplumsal sistemler de kötüdür ve kötü kalmaya mahkumdur, bir şeyleri değiştirmeye çalışmak bu nedenle anlamsızdır, değiştirme çabalarının, bir şeylere karşı direnmenin, mücadele pratiklerinin hepsi saçmalıktan, kendini kandırmaktan, gerçeği görememekten, ütopik ve hayalci şaklabanlıktan, kısacası don kişotluktan ibarettir*

Sinizmin temel argümanının kolay kolay yanlışlanamayacağı kesindir; insanlık tarihi büyük ölçüde şiddetin, vahşetin, zulmün, sömürünün, tahakkümün tarihidir. Uygarlık dediğimiz şeyin, bir bakıma, şiddetin kontrol altına alınma çabası olduğu söylenebilir. Sinizm, bu açıdan, insanın ortaya çıktığı günden bu yana kümülatif birikerek süregelen bu anlamsızlık, saçmalık, kötülük, iğrençlik ve zavallılık yığınının, bu harabenin ortasında kaçınılmaz olarak yeşeren bir umutsuzluk çiçeğidir, suya ihtiyaç duymamak için kendini kaktüs kılmaktır.’’ Kinizm ya da sinizmin muktedir ideolojinin ekmeğine yağ sürdüğünü düşünebilirsiniz. Ancak bu duruma bir kiniğin gözünden bakarsanız bu durumun da onlar için bir önem taşımadığını görebilirsiniz.

Neden kinizm?

Kinizm üzerine kafa yormuş bir diğer isim de Bertrand Russel’dır. Aylaklığa Övgü adlı eserinin Gençlerin Kinizmi Üzerine bölümü kinizmin yaygınlaşmaya başlamasının sebebini anlamamızda yardımcı olacaktır.

Russel, bu konu üzerine yazdığı denemenin girişinde, ‘’ Batıda gençliğin neden kinik olduğunu anlayabilmeniz için, Doğu’da gençliğin neden kinik olmadığını anlamanız lazım.’’ Diyerek, söz ettiği doğu ve batı ülkelerinin siyasi ve kültürel analizlerini yapıyor. Örnek olarak, Rusya’da gençlerin kinizme yönelmiyor oluşunu (iğneleyerek) şöyle açıklıyor:

‘’Rusya’da gençlik kinik değildir, çünkü orada gençlik bütün olarak Komünist felsefesini kabul ettiği gibi, aklın yardımıyla sömürülmeye hazır doğal kaynaklarla dolu koskocaman bir ülkeye de sahiptir. Dolayısıyla orada gençliğin önünde, işe yarayacağına inandıkları bir meslek hayatı vardır. Ütopya yaratma süreci içinde boru döşerken, demiryolu kurarken ya da köylülere dört millik bir cephe üzerinde Ford markalı traktörleri aynı anda kullanmayı öğretirken hayatın amaçlarını düşünmek zorunda değilsiniz. İşte bunun bir sonucu olarak Rus gençliği zindedir, ateşli inançlarla doludur.’’

Ancak Russel’ın asıl önem verdiği nokta neden kinik olunduğudur.

‘’Eğer zamanımızın Batılı genci sadece kinizmle tepki gösteriyorsa, bunun özel bir nedeni olsa gerektir. Gençler sadece kendilerine söylenene inanamamakla kalmıyorlar, aynı zamanda başka bir şeye de inanamıyorlar. Bu, üzerinde durulması gereken garip bir durumdur. Önce, eski ülküleri teker teker ele alalım ve neden bu ülkülerin zamanımız gençlerine, eskiden olduğu gibi bağlılık ilham etmediğini araştıralım.’’

Russel’ın bahsettiği bu ülküleri şu şekilde sıralayabiliriz: Din, yurt, ilerleme, güzellik, gerçek.

Kısaca bu 5 ülkünün gençler üzerinde eskisi kadar etkili olmadığını dile getiren Russel: ‘’Eğer bu teşhis doğruysa, modern kinizm sadece vaaz vermekle ya da gençlerin önüne, bu gençlerin vaizleriyle hocalarının fersude kör inançlar deposu içinden seçtikleri daha iyi ülküler koymakla tedavi edilemez.’’ Diyerek, denemenin sonunda şu cümleleri dile getirmiştir.

‘’Dünyaya hükmedenler öteden beri hep budalalar olagelmiştir, ne var ki, bu budalalar, eski zamanlarda şimdiki kadar güçlü değillerdi. Bu sorun çözülemez mi? İmkânsız olduğunu sanmıyorum, ama bunun kolay olduğunu da asla iddia edemem.’’

 Not: konunun etik bölümünü daha sonra ele almayı düşünüyorum

KAYNAKLAR

  1. BERTRAND RUSSEL, AYLAKLIĞA ÖVGÜ (1935. In Praise of Idleness. London: George Allen & Unwin) Türkçesi: Mete ERGİN, 1983, İstanbul
  2. Maarri (Hesabı donuk entrye ulaşamadım)
5 (100%) 4 Oy