Film Şeridi

Size hayatımı anlatabilir miyim? Ah, tabi bir hayatım varsa… Galiba bu söz yıllar öncesi için geçerli. Yıllardan beridir yaşayan bir ölüyüm ben. Bu yüzdendir ki hayata yabancı olduğum kadar ölüme yakınlık duyuyorum. Belki bu yüzdendir ki ölüm gözüme hediye gibi gözüküyor. Sonsuza kadar uyuyacağım ve bir daha asla uyanmayacağım bir rüya. Zaten kendimi bildim bileli rüyalardan uyanmak istememişimdir. Bana bir sigara verir misiniz bayım? Hayatta tek sevdiğim şey o olmuştur belki de. Ölüme daha çabuk götürdüğü için mi, canımı yaktığı için mi?.. tartışılır. Ama o  benim en yakın arkadaşımdı…

İlk kez sigarayla arkadaşlık etmeye karar verdiğimde sanırım ondan ayrıldığım gündü. Beni bitiren aşklar, beni bitiren arkadaşlıklar… uzak duramadım. Sanırım hiçbir zaman örnek bir insan olamadım. Olmak istemedim desem daha doğru olur. Kaybetmek, kazanmaktan daha çok zevk veriyorsa, zaten hayat bitmiş demek değil midir? Ah, lütfen! Bana depresyonda olduğumu söylemeyin. Ben bunu bile isteye yaptım; gözlerim karanlığın sihrine kapıldığında ışığı sevemez oldu. Ve ben mutsuzluğun gösterdiği gerçekleri mutluluğun göz boyayan perdelerine tercih ettim. İyi mi ettim, kötü mü, bilemiyorum. Ama kaybetmekten korkmamanın ne olduğunu böyle öğrendim.

Size anlatmak istiyorum, bir otobüsten yarıda inip geriye döndüğüm günü. Nereye gideceğimi bilemiyordum oysa ki. Yağmur vardı, aynı zamanda ona karışmış rüzgar.. Yüzüme çarptılar tüm rezilliklerimi. Umursamıyordum ama biliyordum. Biliyordum bir kalp kırdığımı, bana umutla bakan tüm gözleri kullandığımı biliyordum. Ne fark eder? Zaten hayata birilerini kırmak, birileri tarafından kırılmak için gelmemiş miydik? Abarttığımı da biliyordum, bir can için çok can yaktığımı da. Ama olmadı. Galiba kader denilen şey de tam olarak böyleydi.

Hayata göz açmak kendi isteğimizle olmadı, ki bana sorsalar elbette doğmak istemezdim. Ama tanrı bu yanlışını düzeltemese de ölümümüzü kendi ellerimize bıraktığı için bir bakıma cömert sayılır, değil mi? Belki ben tanrı olsaydım, insana bu kadar şans tanımazdım. İstemeden doğuyoruz, yaşıyoruz ve bir gün çürüyüp toprağın altına gidiyoruz. Kimse bana ölümün tanrının işi olduğunu söylemesin. O sadece yaratmaya bakar, fakat kendisi de kusurlu olduğu için yarattığı şeyin bir gün çürüyebileceğini düşünememiştir. Ama yine ısrarla tekrar ediyorum, ölüm bizim elimizde. Çürümeyi bekleyecek kadar sabrımız yoksa, düğmeye bugün bile basabiliriz. Ben basmıyorum, çünkü daha o noktaya kadar gelemedim. Otuzumdan sonrasını düşünemiyorum, bayım. Belki otuzumda kafama bir silah dayayarak bu hayatı terk ederim, belki de hayır.

Görüyor musunuz bayım, kimse bizimle ilgilenmiyor. Bizi görmemek için kör gibi davranıyorlar, duymamak için bağırarak konuşuyorlar. Ne yapmalı? İnsanlara sesimizi duyurmak için artık bağırmak da nafile. Bu yüzden mektuplar yazarak anlatıyorum ben derdimi, kısa cümlelerle, sadece günlük konulardan bahsederek. Mektuplar bir insanın geride bırakabileceği en özel şeylerdir ve ben de belki bu yüzden ya da değil, yazıyorum. Nereye ulaşacağımı bilmeden…

5 (100%) 2 Oy